Ekonomi Dünyası: Maserati satışları dörde katlanırken gıda krizine hazırlıklı mıyız?

Çok garip bir durum var.

Zamlar bir yandan, fiyatlar coşmuş gidiyor, alım gücü düşüyor.

Emekli 7 bin 500 lira ile geçinmeye çalışıyor. Milyonlarca emekli ve asgari ücretli açlık sınırının altında maaş alıyor.

Ancak diğer yandan tüketim hız kesmiş değil.

E-ticaret canlı, AVM’ler kalabalık. Beyaz eşya satışları artıyor. Restoranlar, kafeler boş değil…

Millette şöyle bir düşünce var, “Ödeme gücümüz varken alalım, yoksa daha da pahalılaşacak, hiç alamayacağız.”

Sosyal medyada en az bir yıllık stok önerisinde bulunanlar mı istersiniz, et, peynir için derin dondurucu önerisinde bulunanlar mı, ya da “öyle olmaz, tuvalet kağıdı, deterjan, sabun, şampuan gibi akmaz kokmaz ürünleri istifleyin” diyenler mi? Herkesin bir şekilde stoklama yaptığı belli oluyor.

OTOMOBİL SATIŞLARININ REKOR KIRMASINA NE DEMELİ?

Otomobil satışlarına bakın. Rekor kırıyor.

En ucuzu 800 bin liradan başlıyor.

Bu yılın ilk 7 ayında otomobil ve hafif ticari araç satışları geçen yılın aynı dönemine oranla yüzde 63 arttı. Sadece Temmuz’dan Temmuz’a artış yüzde 115 oldu. Satışlar 10 yıllık Temmuz ortalamasında ise yüzde 83 arttı.

Peynir ekmek gibi sıfır araç satılıyor.

Lüks otomobil satışlarına bakalım, çok ilginç…

İlk yedi ayda Maserati satışları yüzde 327, Lamborghini yüzde 233, Bentley yüzde 122 arttı.

GELİR ADALETSİZLİĞİ ARTIYOR, ZENGİN DAHA ZENGİNLEŞİYOR

Bu ne demek? Enflasyonist ortamda zenginin daha zengin olması, gelir adaletsizliğinin artması, orta sınıfın erimesi demek.

Hazine eski müsteşarı, ekonomi ve romanlarıyla çok satan kitaplar listesinde en üst sıraları adeta parselleyen, üstat ekonomist Dr. Mahfi Eğilmez, böyle bir ortamda tüketimdeki canlılığı, lükse olan ilgiyi yedi maddede sıralıyor. Özetliyorum:

1- Fiyatlar daha da artacak düşüncesiyle enflasyondan kaçmak için tüketim yapılıyor,

2- Çoğu kişi resmi enflasyon oranına inanmıyor, birikimi erimesin diye gayrimenkul, otomobil, döviz, altın alıyor,

3- Ulusal gayrisafi yurtiçi hasılanın (GSYİH) üçte biri olan kayıt dışı; aşırı lüks alımlar ve harcamalar yaparak parasını aklıyor,

4- Sistem dışındaki altın (300 milyar dolar) ve döviz (150 milyar dolar) çeşitli nedenlerle sisteme dahil oluyor,

5- Yabancılar kanalıyla döviz girişleri ve gayrimenkul alımları gerçekleşiyor,

6- Toplumun sırtına borç yüklemiş olsa da köprü, yol, kent hastaneleri, havalimanları gibi büyük kamu yatırımlarında çalışanlar yüksek geliriyle harcama yapıyor,

7- Pandemi nedeniyle otomobil, yazlık ev alıp evden çalışmayı sürdürenlerin yarattığı talep var…

DERİNCE SİLOSU PATLAMASI KÜRESEL GIDA KRİZİ İÇİN SABOTAJ MI?

Başka bir önemli konuya geçelim… Sosyal medyada, internet sitelerinde kimi kişiler küresel kapitalizmin kontrollü bir gıda krizi hazırlığında olduğunu iddia ediyor.

Bu iddiaları savunanlar özetle şöyle diyor:

“Derince’deki silo patlamasından sonra Fransa’nın La Rochelle şehrinde tahıl silolarında yangın çıktı, dört silo kullanılamaz hale geldi. Rusya tahıl anlaşmasından ayrıldı. Ukrayna’nın tahıl depolarına saldırı sürüyor. Son olarak, 17 Ağustos’ta Rus insansız hava araçları Ukrayna’nın tahıl ihracatı için hayatî önem taşıyan Tuna nehri üzerindeki Reni limanına saldırı düzenledi ve limanda bulunan tahıl siloları ağır hasar gördü. Türkiye ve bazı ülkelerde buğday tarlaları yanıp duruyor. Bunlar tesadüf olamaz. Kontrollü bir gıda krizi şekilleniyor, küresel tahıl piyasası manipüle ediliyor.”

THE ECONOMIST’İN MEŞHUR KAPAĞI YİNE PAYLAŞIMLARDA

Bu görüşte olanlar, sürekli olarak paylaşımlarında The Economist dergisinin 21 Mayıs 2022 tarihli “Yaklaşan gıda felaketi” başlıklı kapağını hatırlatıp, kuru kafa şeklinde resmedilmiş buğday tanelerinin yer aldığı kapak görselini de kullanıyorlar.

The Economist dergisi, bir yıldan uzun süre önceki bu kapak konusunda, Rusya-Ukrayna savaşından önce bile pandemi, iklim değişikliği ve enerji krizi nedeniyle küresel gıda sisteminin büyük zarar gördüğünü, arz zincirinde bozulmalar yaşandığını yazmıştı.

O dönem Ukrayna’nın tahıl ticareti neredeyse tamamen durmuştu, Rusya’nınki tehlike altındaydı. O zaman (geçen yıl Mayıs ayının ortası) Londra Borsası’nda buğdayın tonu 361 dolar ile tarihi zirveye çıkmıştı.

DURUMLAR DEĞİŞTİ, FİYATLAR DÜŞTÜ, CİDDİ BİR ARZ SIKINTISI YOK

Şimdi durum biraz değişik. Karadeniz tahıl koridorundan geçen aya kadar bir yıl boyunca Ukrayna’dan tahıl sevkiyatı yapıldı. Arz konusunda çok ciddi bir sıkıntı yaşanmadı. Buğday fiyatları inişe geçti. Eylül ayında 300 dolara yaklaştıktan sonra başlayan iniş sürecinde Haziran başında 172 dolara kadar indi. Temmuz sonunda 200 doların biraz üzerine çıktı, 18 Ağustos itibarıyla 186 dolarda… Geçen hafta fiyatlar yüzde 3.9 arttı. Ancak, son bir yılda yüzde 26 düşüş var.

Bilindiği gibi Karadeniz tahıl koridoru anlaşmasını Rusya geçen ay bozdu. Ukrayna’ya tahıl ithalatı için gelecek gemileri düşman hedefi olarak kabul edeceğini açıkladı.

Ukrayna ise alternatif sevkiyat rotaları arayışında… Örneğin, Karadeniz limanları yerine Tuna nehri üzerinden daha güvenli bir dış ticaret yolu çalışmaya başladı. Romanya üzerinden sevkiyat gündemde… Ancak yine de Ukrayna’nın tarım ürünleri ihracatı 15 Ağustos itibarıyla son bir ayda Haziran ayına oranla üçte bir oranında azaldı.

2023 DÜNYA TAHIL REKOLTESİ DE İYİ OLACAK

2023 yılı için dünya tahıl rekoltesi konusunda olumlu haberler var. ABD Tarım Bakanlığı’nın (USDA) raporlarında genel olarak küresel tahıl üretiminde geçen yıla göre artış bekleniyor.

USDA’nın Ağustos raporunda geçen yıl 2 milyon 746 bin ton olan küresel tahıl üretiminin bu sezon 2 milyar 811 milyon tona çıkacağı tahmin ediliyor. Küresel buğday üretiminin de geçen yılki 790 milyon tondan bu yıl 793 milyon tona çıkacağı öngörülüyor. Bu rakamlar Haziran ve Temmuz’da daha yüksekti, Ağustos raporunda bir miktar düşürüldü.

Rusya, Hindistan, Avrupa Birliği (AB) ve Ukrayna gibi önemli buğday üreticisi ülkelerde üretim artışı bekleniyor. Rusya’nın üretiminin, özellikle bol bahar yağışlarının ardından elverişli hava koşulları sayesinde 85 milyon tona yükseleceği tahmin ediliyor. Hindistan’ın buğday üretiminin de 3.5 milyon ton artarak 113.5 milyon tona çıkacağı bekleniyor.

Aynı şekilde Dünya Tahıl Konseyi de (IGC) 2023-24 sezonunda özellikle mısır ve pirinç üretimindeki artış sayesinde rekor tahıl hasadı beklentisinde olduğunu açıkladı. IGC’ye göre, küresel mısır hasadı geçen yıla göre yüzde 5.5 artışla 1.2 milyar ton, pirinç hasadı ise yüzde 2.5 artışla 527 milyon ton olacak.

Buğday üretiminin ise geçen yıla göre yüzde 2.4 azalarak 784 milyon tona düşmesi bekleniyor. Bu yine de Konsey’in son beş yıllık ortalama üretim rakamının üzerinde… Ve de geçen yıldan devredecek 277 milyon ton stokla birlikte bir buğday sıkıntısı söz konusu değil.

ABD TARIM BAKANLIĞI TÜRKİYE İÇİN DE OLUMLU TAHMİNLER YAPTI

USDA, Türkiye’nin tahıl rekoltesinin de kış aylarındaki kuraklığın ardından gelen ilkbahar yağışları sayesinde beklenenden iyi olacağını öngörüyor. USDA’ya göre, buğday üretiminin 18.5 milyon ton, arpa üretiminin 7.8 ve mısır üretiminin 8 milyon ton olması bekleniyor.

Burada Türkiye için paragraf açalım. Evet, bu yıl Nisan yağmurları sayesinde tahıl hasadı iyi olacak. Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) 2023’ün tahıl hasadında rekor yılı olacağını bildirdi. TMO, bu yıl 21 milyon ton buğday, 8,5 milyon ton arpa, 8,5 milyon ton mısır üretimi bekliyor. Buğdayda Türkiye İhracatçılar Meclisi 20 milyon ton, Ulusal Hububat Konseyi 21.5 milyon ton beklentisinde…

TÜRKİYE İTHALATA ÇOK BAĞIMLI, OLASI GIDA KRİZİNDE HALİMİZ NE OLACAK?

Türkiye’nin sorunu tarımda ithalata bağımlı olması. Dünyanın en çok buğday ithal eden ülkelerinden biriyiz. Buğdayın büyük bölümü Rusya’dan geliyor. Başka ülkelere bağımlı olmak, olası gıda krizinde çok tehlikeli bir durum.

Geçen yıl 3.4 milyar dolarlık buğday ithal ettik. Bu yılın ilk yarısında ise, 7.2 milyon buğday için 2.4 milyar ödedik.

Sadece buğday değil; arpa, pirinç, mısır, zeytinyağı, ayçiçek yağı, mercimek, fasulyeyi de yoğun biçimde dışardan alıyoruz.

HASAR VERİLEN BUĞDAY MİKTARI OKYANUSTA DAMLA

Maalesef, iki emekçinin yaşamını yitirdiği Derince’deki patlamaya dönersek; burası 90 bin tonluk kapasitesi olan ve o anda içinde 75 bin ton buğdayın olduğu bir silo. Patlamadan etkilenen ürün miktarı ise 15 bin ton…

Bu yıl Türkiye’nin buğday üretiminin 22 milyon tona çıkacağını öngörenler var. Bu nedenle, 15 bin ton okyanusta damla diyebiliriz. Fransa’daki silo yangınları ve Rusya’nın Ukrayna’nın ürününe verdiği hasar için de küresel üretim miktarını düşünecek olursak, aynı benzetmeyi yapabiliriz. Bunlar sabotaj olsa bile, tahıl ürünlerinde fiyat artışına, enflasyona ve kıtlığa neden olacak gelişmeler değildir.

ŞUNU DEMEK İSTEMİYORUM: KÜRESEL KAPİTALİZM YAPAY GIDA KRİZİ ÇIKARMAZ

Kesinlikle şunu demek istemiyorum: Küresel kapitalizm bu tür manipülasyonlar yapmaz, yapay bir gıda krizi çıkarmaz. Aksine herkese yetecek kadar gıdanın olduğu ancak milyonlarca insanın açlık çektiği dünyamızda gıda konusunda her türlü sıkıntıya hazır olmak gerekir.

Küresel kapitalizmin karanlık güçlerinin savaş çıkardığı, doğal gaz boru hatlarını tahrip ettiği, yaptırımlarla ekonomileri çökerttiği, insanları açlığa mahkum ettiği, korkunç eşitsizlikler yarattığı, milyarlarca insanı işsizliğe sürüklediği bir gerçek…

Kutsanan piyasa kapitalizminin su ve gıda gibi temel ihtiyaçları birer meta haline getirdiğini de biliyoruz, yaşıyoruz.

TARIMDA DA ‘BÜYÜK SIFIRLAMA’ YAPMAK NİYETİNDELER…

Küresel kapitalizm “Büyük Sıfırlama” diye bir şey çıkardı.

Buna; COVID-19 salgını sonrasında iyice yalpalayan küresel ekonomiyi sürdürülebilir bir şekilde yeniden inşa etme çabası, diyelim. Dünyayı tek elden küresel sistemin tümünde geçerli kurallarla yönetmek istiyorlar. Öncülüğünü Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) başkanı Klaus Schwab yapıyor. Scwab’ın da Rotschild ve Rockefeller ailelerinin temsilcisi olduğu iddia ediliyor.

Tarımda ve uluslararası gıda sisteminde de “sıfırlamayı” amaçlayan bir oyun sahneleniyor. Örneğin, çevreci girişimlerle Belçika, Almanya, İrlanda ve Britanya gibi ülkelerde geleneksel çiftçiler sektörden ayrılmaya teşvik ediliyor. Bunun yerine yeni “sürdürülebilir” çiftçiler (kimler olduğunu tahmin edebiliriz) için arazi açmak isteniyor.

Sera gazı emisyonlarına enerji sektöründen sonra en çok katkıda bulunan ikinci sektör olan tarım, neredeyse tüm büyük uluslararası ve küresel kuruluşların hedef tahtasında yer almaya başladı. Çözümün, BM’nin “2030 Gündemi”ni oluşturan 17 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefinden biri olan “sürdürülebilir tarım” olduğu savunuluyor.

ET TÜKETİMİNİN DÜŞÜRÜLMESİ, BÜYÜK BAŞ HAYVANLARIN KESİLMESİ KONUŞULUYOR

Mısır’daki COP27 yıllık Yeşil Gündem İklim Zirvesi’nde “sürdürülebilir, iklime dayanıklı, sağlıklı beslenmeye geçişi” teşvik etmeyi amaçlayan girişimin önü açıldı. Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), bir yıl içinde tarım sektöründeki sera gazı emisyonlarını azaltmak için bir “yol haritası” açıklamayı hedefliyor.

Gündemde nitrojen kullanımının ve küresel hayvancılık üretiminin azaltılması, et tüketiminin düşürülmesi ve bitki bazlı veya laboratuvarda yetiştirilen ürünler ve hatta böcekler gibi daha “sürdürülebilir” protein kaynaklarının teşvik edilmesi var. Örneğin Birleşmiş Milletler Çevre Programı, küresel et ve süt ürünleri tüketiminin 2050 yılına kadar yüzde 50 oranında azaltılması gerektiğini belirtti.

Dünya Bankası da bu “sıfırlamanın” finans ayağı tabii ki… 2021-2025 döneminde toplam finansmanının yüzde 35’ini iklim değişikliğiyle başa çıkmak için tarımı ve diğer kilit sistemleri dönüştürmeye ayrılacağını açıkladı.

DÜNYA EKONOMİK FORUMU’NUN GIDA KRİZİ ÖNGÖRÜSÜ VAR

Dünya Ekonomik Forumu’nun da (WEF) gıda krizi öngörüsü var. Daha doğrusu, dünyayı yöneten küresel zenginler böyle bir krize toplumu hazırlamak için giriş taksimi yapıyorlar.

WEF tarafından yılbaşındaki Davos toplantısında yayımlanan ve kısa ve uzun vadede en büyük 10 küresel riski içeren 2023 Küresel Riskler Raporu’nda, gelecek iki yılda gıda, enerji ve gübre arzındaki sıkıntıların neden olacağı çoklu krizler öngörülüyor.

Raporda küresel gıda sistemindeki başarısızlığın kaçınılmaz olduğu ve toplumun hayat pahalılığı krizinin devam etmesiyle gıdada daha fazla fiyat artışlarıyla karşı karşıya olduğu vurgulanıyor.

Forumun strateji ve küresel projeler başkanı Tania Strauss’a göre, “Bu krizle, birden fazla gıda krizinin geleceğinden emin olarak yüzleşmeliyiz.”

Lafı uzatmayalım, şu andaki üretim rakamlarına, hasat tahminlerine göre dünyada gıda konusunda bir arz sıkıntısı görünmüyor.

Ancak tıpkı yeteri kadar gıda olmasına rağmen bir milyar insanın açlık çekmesi gibi, küresel kapitalizm yapay bir gıda krizi de yaratabilir.

ÇİN PİYASALARI KORKUTUYOR

Geçen hafta Çin’den gelen haberlerle küresel borsalar da ekside kapandı. ABD’de Merkez Bankası’nın (FED) yüksek faiz politikasını uzun zaman sürdüreceği kaygısı ve Çin’in gayrimenkul devi Evergrande’nin alacaklılarından korunmak için ABD’de bir iflas mahkemesine başvuru yapması hisse senetlerinde satışı getirdi. Wall Street’te Dow Jones Endeksi yüzde 2, S&P 500 ve Nasdaq da yüzde 2’nin üzerinde değer yitirdi. Avrupa borsalarında da aynı gerekçelerle keskin düşüşler yaşandı.

Başbakan Li Qiang’ın bu yıl ekonomik hedeflere ulaşılacağı açıklamasına rağmen, Çin ekonomisinde işler iyi gitmiyor. Ekonomik verilerin çoğu beklentilerin altında geliyor. Buna bir de derinleşen gayrimenkul sektörü krizi eklendi.

Çin’den gelen olumsuz haberler geçen hafta petrol fiyatlarının yüzde 2 düşmesine neden oldu. Batı Teksas petrolünün varili 81 doların altına indi.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

x